| Kıbrıs Sorununun Kronolojik Olarak Tarihi Gelişimi |
|
Kıbrıs 1571 yılında 70 bin
şehit verilerek, Osmanlı İmparatorluğu tarafindan
fethedilip, İmparatorluğun bir parçası olur. Kıbrıs
adası 307 yıl Osmanlı İmparatorluğunun bir
parçası olarak kalmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu,
1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra Rusların Ayestafanos
Anlaşması ile sağladığı üstünlüğü
ortadan kaldırmak için İngilterenin baskı ve direnmeleri
sonucu Adayı 04 Haziran 1878 tarihinde yapılan anlaşma
ile yıllık 92.000 altın kira karşılığı
İngiltereye vermiştir. 01 Temmuz 1878 protokolüne göre
Rusya işgal ettiği Osmanlı topraklarından (Batum-Ardahan)
çekilirse Kıbrıs Osmanlılara geri verilecekti.
Osmanlı İmparatorluğunun 1 nci
Dünya harbine girmesini müteakip İngiltere 29 Ekim 1914te tek
taraflı olarak Adayı ilhak etmiştir. Lozan Anlaşması ile Türkiye İngilterenin
tek taraflı ilhakını kabul eder. Adayı İngilizlerin
ilhak etmesini müteakip Enosis"in
gerçekleşeceğine inanan ortodoks papazları; İngiliz
idaresini Kıbrısın Yunanistan ile birleşmesine
bir vasıta olarak görmüşlerdir. İngilizlerin Rumlara
gösterdiği hoşgörü, Rumların enosis arzularını
arttırmış ve bir yerde teşvik etmiştir. Esasen enosis
Rumca birleşme anlamına gelmekte, Kıbrıs için Yunanistan (Anavatan)
ile birleşme demektir. Rumlar ENOSİSi gerçekleştirmek için ilk defa isyan başlatmıştır. İsyan sonunda Meclis dağılmış, Adada sıkı yönetim ve baskı rejimi uygulanmaya başlanmıştır.
Yunanistan, Rum Ortodoks Kilisesinin
1950 yılında düzenlediği ve doğal olarak sadece
Adadaki Rum halkının katıldığı sahte
referandumun sonucunu bahane ederek Kıbrıs Rumlarına
o yıllarda Dünyada popüler bir akım olan Self-Determinasyon
hakkını kazandırmak ve bu hakkı Adayı Yunanistan
ile birleştirmek doğrultusunda kullandırmak maksadıyla
1954 yılında BMe başvurur. Bu vesile ile bm gündemine giren Kıbrıs meselesi ab,abd ve diğer ülke ve uluslararası
toplulukların girişimi ile halen uluslararası platformda
çözüme kavuşturulmaya çalışılan bir mesele olarak
Dünya gündemindeki yerini muhafaza etmektedir.
Enosis
faaliyetleri 1950den sonra hız kazanmış ve Kilise
tarafindan teşvik edilmiştir. Kıbrıs adasını
Yunanistana bağlamak için kurulmuş olan eoka
tedhiş örgütünün kurulmasi için ilk gizli görüşmeler, 2
Temmuz 1952de Makariosun başkanlığında Atinada
gerçekleşmiştir. Bunu takip eden dönemde İhtilal Konseyi
kurulmuş ve kurucular enosİs
yemini etmiştir. 1954 yılı başlarında, Kıbrısa
gizli silah sevkiyatı başlamış ve eoka lideri Grivas 9 Kasım 1954te
gizlice Kıbrısa gelmiştir. İlk bombalı eylemini
1955 yılında yapan eoka
örgütü Adadaki İngiliz ve Türkleri hedef almış, 1957
yılından itibaren tamamen Türklere karşı eylem
yapmaya başlamıştır.
2 nci Dünya Harbi ve Rumların
bu sırada yürüttüğü enosis
faaliyetleri üzerine İngilterenin Kıbrıs politikasında
değişiklik meydana gelmeye başlamış ve 29
Ağustos 1955te Türkiye ile Yunanistanı Londrada bir konferansa
çağırmıştır.
Bu konferansta Yunanistan Kıbrıs Rumlarının
Self-Determinasyon hakkını kullanması ve bu yol ile
Adanın kendisine ilhakını, Türkiye ise Adadaki her
iki toplumun da Self-Determinasyon hakları olduğunu ve eğer
Adanın statüsünde bir değişiklik olacaksa Adanın
gerçek sahibine geri verilmesi gerektiğini savunur. Londra Konferansından
herhangi bir sonuç çıkmamasına rağmen Türkiye bu vesile
ile Kıbrıs meselesine uluslararası platformda taraf olmuş
olur.
Rumların sistematik bir şekilde
Türkleri Adadan gönderme ve direnmeleri yok etme faaliyetleri karşısında
bu dönemde Türkler de örgütlenme ve bu asimilasyona karşı
koyma gereği duymuşlardır. Bunun üzerine Kıbrıs
Türklerinin onur ve şerefini namus ve haysiyetini korumak, özgürlük
mücadelesini gerçekleştirmek için, Türkiyenin de katkısıyla
ulusal direniş örgütleri Karaçete, Volkan, 9 Eylül ve en sonunda
Türk Mukavemet Teşkilatı (tmt) 1958 yılında kurulmuştur. Türk Mukavemet
Teşkilatı Kıbrıs Türk direniş tarihinde yeni
bir dönemi oluşturmuş, Kıbrıs Türk halkından
aldIğı güçle 1974 Mutlu Barış Harekatına
kadar Adada Rumlara karşı direnişin simgesi olmuştur.
Kıbrıs Rumlarının enosİs için başlattığı silahlı kampanyaya Kıbrıs Türklerinin Taksim talebiyle karşı çıkması üzerine bir orta yol bulma arayışları başlar. Bu arayışların sonucunda ortaya çıkan ve Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve abd tarafindan benimsenen formül enosİs veya taksim değil, Adanın bağımsızlığıdır; Kıbrıs, iki toplumun ortak egemenliğine ve yönetimine dayalı, iki eşit toplumun içiçe yaşayacaği bir Cumhuriyet olacaktır. Bu çerçeve içerisinde 1959 Zürih ve Londra Anlaşmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti kurulur.
Bu Anlaşmaları,
İngiltere, Türkiye ve Yunanistanın yanı sıra
Kıbrıs Türk ve Rum temsilcileri de eşit statüde iki
kurucu olarak imzalamışlardır.
Bu Antlaşmalar
sonucunda, 16 Ağustos 1960ta , iki halkın ortak egemenliğinde
ve yönetiminde iki toplumlu bir Cumhuriyet doğmuştur. Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına
esas teşkil eden Zürih ve Londra Anlaşmaları çerçevesinde
oluşturulan Kıbrıs anayasasında; parlamento, hükümet,
kamu yönetimi yapılanmasında %70 Rum, %30 Türk, Polis ve
Jandarmanın yapılanmasında %60 Rum, %40 Türk oranları
esası getirilmiştir. Türk olan Cumhurbaşkanı yardımcısına
dışişleri, savunma, güvenlik konularında tam VETO
hakkı verilmiş ve ortak parlamentoda ise Vergi, Seçim
gibi temel konularda Türk ve Rum Milletvekillerinin ayrı çoğunluğu
öngörülmüştür. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası,
fonksiyonel federatif özellikler yanında konfederal özellikler
de taşıyordu.
Kıbrıs Cumhuriyetini
yaratan Zürih ve Londra Antlaşmalarının önemli bir
sonucu da, 1878de Adadan ayrılan Türk askerinin yeniden Adaya
dönüşüdür. Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı 650 kişilik
mevcudu ile 1 Ağustos 1960 günü Adaya gelmiştir. Böylece
Ada Türkleri, Türk askerinin Adadan ayrıldığı
ve Rumların Adayı Yunanistana bağlama girişimlerini
sürdürdüğü bir sürecin sonunda Adadaki haklarını nihayet
yasal bir zemine oturtma imkanına sahip olmuştur.
· Londra ve Zürih Anlaşmalari
EK-Adadır.
Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıs Rumları tarafindan bağımsızlıktan ziyade enosİs için bir sıçrama tahtası olarak görülmekteydi. Makarios, Kıbrıs Türklerinin 1960 Anlaşmaları çerçevesinde elde ettiği hakları çok fazla buluyor ve Türklere haklar tanıyan 13 Maddede değişiklik yapmak istiyordu. Yapmak istediği değişiklikler Cumhuriyetin iki toplumlu yapısını ve iki toplumun eşitliğini ortadan kaldırmaya ve enosİs yolunu açmaya yöneliktir. Makarios 22 Kasım 1962 tarihinde Ankarayı Kıbrıs Cumhurbaşkanı sıfatı ile ziyaret eder ve anayasanın değiştirilmesi gerektiğini belirtir. 16 Aralık 1963 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Makariosun tekliflerini reddettiğini açıkladı. Müteakiben, Makarios 1960 Anlaşmalarının geçersiz olduğunu açıklar, Türk Milletvekilleri Meclise sokulmaz.
Kıbrıs sorununa
genel olarak bakıldığında; batılıların
iddia ettiği gibi Kıbrıs sorunu Türkiyenin 1974 yılındaki
müdahalesi ile başlamamış aksine 1963 yılında
Rumların tek yanlı olarak Kıbrıs anayasasını
yok etme ve Kıbrısı tek başına yönetme girişimleriyle
başlamıştır.
· Makariosun 13 Maddelik
değişiklik önerileri EK-Bdedir.
Kıbrıs Türkleri, Cumhuriyetin
kurucusu, eşit-ortak bir halk statüsünde iken, bir Rum devletinde,
etkisiz, basit bir azınlık statüsüne düşürmeyi amaçlayan
anayasa değişiklik önerilerini reddedince, Yunan subayları
tarafindan gizlice eğitilip silahlandırılan beş
bin kişilik gizli eoka
gücü, 950 kişilik Yunan Alayı mensupları ile beraber 21
Aralık 1963de Adanın her yanında Türklere karşı
saldırıya geçmiştir.
Kıbrıs Türklerini
hedef alan silahlı saldırılar ve katliamların
tırmanması karşısında Türkiye iki uçağına
Kıbrıs üzerinde alçak uçuş yaptırır ve İngilizlerin
arabuluculuğu ile Makarios bir ateşkese ve Londrada düzenlenecek
olan bir konferansa katılmaya ikna edilir. 15 Ocak 1964 tarihinde
Kıbrıstaki iki toplum temsilcilerinin yanında Türkiye,
Yunanistan ve İngilterenin katılımıyla Londrada
düzenlenen konferansta Rum-Yunan ikilisi Londra ve Zürih Antlaşmalarının
gözden geçirilmesini ve anayasanın daha önce belirttikleri şekilde
değiştirilmesini talep eder. Kıbrıs Türk toplumu
ise artık iki toplumun birlikte yaşayamayacağını
vurgulayıp, iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyon kurulmasını
önerir. Konferanstan bir sonuç
alınamamasına karşılık Federasyon Kıbrıs
meselesinde ilk kez gündeme gelmiş olur.
4 Mart 1964 tarihinde bm
güvenlik konseyinde alınan 364 sayılı kararla bm Barış Gücü (unficyp) kurulur. Fakat, aynı karar
ile Kıbrıs Hükümeti Adada şiddeti ve kan dökülmesini
önleyecek her türlü tedbiri almaya davet edilir. Türk Hükümeti ise
Adada kan dökülmesine bir an önce son vermek amacıyla Kıbrıs
Rumlarına hitaben Kıbrıs Hükümeti ifadesinin yer
aldığı bu karara olumlu oy verir. Birleşmiş
Milletler Barış Gücü'nün (bmbg) Kıbrıstaki görevlerini belirleyen Antlaşma
Kıbrıs Hükümeti adına Makarios tarafından imzalanır.
bm bu tarihten sonra
Kıbrıs Cumhuriyetinin Rum-Yunan ikilisi tarafından
yıkılmış olmasına bakmaksızın,
varlığının devam ettiğini ve Kıbrıs
Rum yönetimin de Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti olduğunu
kabul etmeyi sürdürür.
abd 15 Temmuz 1964 tarihinde Acheson Planı diye bilinen
planı ortaya atar. Bu plana göre Karpaz Yarımadasında
Ada yüzölçümünün %5ini oluşturan bir bölge Türkiyeye üs olarak
verilecek, buna karşılık Türkiyede adanın Yunanistana
ilhakını kabul edecektir. Buna ilaveten, Ada, ikisi Türk
idaresinde olmak üzere, altı kantona bölünecek, Kıbrıs
Türklerine azınlık hakları verilecek ve Metis Adası
da Türkiyeye devredilecektir. Plan Rumlar tarafından Şartsız
enosİs İhtiva Etmediği için,
Türkler tarafından ise prensip olarak kabul edilmez. Bunun üzerine
abd 2 nci Acheson Planı
olarak bilinen bir plan ortaya koyar. Bu plana göre Komikebirin batısında
yaklaşık 2000 mil²lik bir bölge Türkiyeye 50 yılliğına kiralanacak ve
Kıbrıs Türklerinin hakları abd
tarafından garanti altına alınacaktır. Her iki
taraf da planı yine ayni gerekçeler ile reddeder.
Rumlar Kıbrıs Türklerinin
Türkiyeye çıkış kapısı olan Erenköyü ele
geçirmek ve Adaya hapsetmek için 6 Ağustos 1964te Erenköye
saldırmışlardır. Erenköyde çoğunluğu
Türkiyede öğrenci olarak bulunan gençlerden oluşan Türk
mücahitleri kahramanca direnmişler ve Rumlara geçit vermemişlerdir.
bm
Güvenlik Konseyi tarafından arabuluculuk görevine atanan Ekvator
devlet başkanı Plaza 1965 yılında Türklere azınlık
hakları ve bu şartlarda yaşamak istemeyenlere de Türkiyeye göç edebilme hakkı önerir. Bu öneri
Rum-Yunan görüşleri ile tamamen aynı doğrultudadır.
Aynı dönemde Türk tarafının yaklaşımı
Adanın %38lik kuzey bölümünün Türk toplumuna bırakılması
ile oluşturulacak coğrafi zemine dayalı bir federasyon
kurulması merkezindedir. Rum-Yunan tarafı ise Kıbrıs
Türklerine azınlık hakları önermektedir. Sonuç olarak,
Türk tarafı Plazanın yetkisini aştığını
ve kendisini artık arabulucu olarak kabul edemeyeceğini
bildirir.
Kıbrıs Adasını gizlice Yunanistana
bağlamak ve enosİsi
gerçekleştirmek için hazırlanan bu plan, ana hatları
ile; Makariosun verdiği demeçlerden de anlaşılacaği
gibi esas gaye olan enosİsin
değişmediği, enosİse
ulaşmak için her türlü vasıtanın deneneceği, Kıbrıs
davasının diplomatik çevrelere ve dünya kamuoyuna Kıbrıs
Halkının Self-Determinasyon Hakkı şeklinde sunulacağı,
Adanın Rumlar tarafından idare edildiği, Türklerin
ise olumsuz ve engelleyici olduğu, Planın uygulanması
için gerekli askeri tedbirleri kapsamaktadır.
1967 yılında Rumların Geçitkale-Boğaziçi
köylerine yaptıkları saldırılar sırasında
daha fazla Türk kanının akmasını önlemek için
Türk uçaklarının Kıbrıs üzerinde ihtar uçuşları yapmaları üzerine
Makarios Eğer Türkiye Kıbrıs Türklerini kurtarmak
için müdahale edecek olursa kurtaracak tek Türk bulamayacaktır
demiştir. Türkiyenin Kıbrısa asker gönderme girişimleri
batılı müttefiklerimiz tarafından durdurulmuş,
sorunların müzakerelerle çözülmesi tavsiye edilmiştir.
Aralık 1963 tarihinden sonra Kıbrıs
Türklerinin kontrolü altında bulunan bölgelerde Genel Komite
altında kendi kendini yöneten halk 28 Aralık 1967 tarihinde
geçici Türk yönetimini kurar. Geçici Türk yönetimi, 1960 Anlaşmalarının
gerekleri tekrar sağlanana kadar Türk kontrolü altında bulunan
tüm bölgelerde Kıbrıs
Türklerinin kendi kendilerini yönetmesi ve karşı karşıya
kalınan sorunların daha organize bir şekilde çözülebilmesi
amacıyla kurulur.
Denktaş ve Klerides arasındaki
yüz yüze görüşmeler, bm
himayesinde başlar. Görüşmeler Kıbrıs
anayasasının tekrar gözden geçirilmesi maksadıyla yapılır.
1971 yılına kadar süren görüşmeler, 1972 yılından
itibaren Türkiye, Yunanistan
ve bm temsilcilerinin
de katılımıyla beşli olarak devam eder ve 1974
yılında sonuçsuz olarak sona erer. Çünkü Rumların gayesi,
Türklere 1960 anayasasındaki hakları dahi vermemek ve Türk
toplumunu bir azınlık statüsü içinde tutmaktı. Böyle
bir gayenin ilerisi ise şüphesiz enosİs
idi. 1971 yılında Kıbrıs Türk Yönetimi ve daha sonra da Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi kurulur. Bu sayede, Kıbrıs Türkü bir yandan toplumlararası görüşmelere iştirak etmeye, bir yandan da 1960 Anlaşmaları ile çizilen çerçeve içerisinde kendi kendini yönetmeye devam eder.
Toplumlararası görüşmelerin
uzaması, ne olursa olsun enosİsi gerçekleştirerek Yunan Halkinin desteğini
kazanmak isteyen Yunan Cuntasını kızdırmıştı.
Yunan hükümeti, Adanın ilhak edilme zamanının geldiğine
inanıyor, fakat Makariosu da bu ilhak için engel olarak görüyordu.
Bu sebeple Atina, Adadaki Yunan subayları vasıtası
ile, Makarios aleyhine birtakım faaliyetlere girerek, onu iktidardan
düşürmeye çalışır.
15 Temmuz 1974 günü, eski EOKA teröristlerinden,
cinayetleri ile meşhur Nikos Sampson, Rum Milli Muhafiz Teşkilatını
da yanına alarak, yaptığı bir darbe ile Makariosu
devirdi ve Kıbrıs Elen Cumhuriyetini ilan ederek Kıbrısın
Yunanistana ilhakı (enosis) teşebbüsü gerçekleştirilmiştir.
Türkiye, Sampson Darbesini,
Anayasa düzeninin yıkılması, gayri meşru bir idarenin
kurulması ve Kıbrıs konusundaki Antlaşmaların
ihlali olarak gördüğünü belirterek, yeni idareyi tanımadığını
bildirmiştir. Keza İngiltere sert bir şekilde, yeni
hükümeti tanımadığını ilan etmiştir.
Amerika, daha ılımlı bir açıklama ile, hadiseyi
onaylamadığını ve hükümeti tanımadığını
bildirmiştir.
Türkiye, meydana gelen gelişmeler
karşısında garantörlük Antlaşmasının
dördüncü maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, İngiltere
ile beraber Kıbrısa müdahale etmeye karar vermiştir.
Öte yandan, abdnin Atina üzerindeki baskılarına rağmen, Yunan Cuntası Kıbrıstaki Yunan subaylarını ve terörist Sampsonun geri çekilmesini kabul etmemiş, natoda yapılan müzakerelerde aynı tavrı devam ettirmişlerdir. Hatta Türkiyenin müdahalesi halinde kendilerinin de Kıbrısa kuvvet yollayacaklarını belirtmişlerdir. Ancak Yunan Cuntası da, Türkiyenin müdahalesine ihtimal vermemiştir.
Başbakan Bülent ecevİt, Londrada yaptığı
görüşmelerden bir sonuç alamamış ve İngiltereye
Adaya tek başına müdahalede bulunacağını
bildirerek 19 Temmuz akşamı Londradan dönmüş ve Türk
Silahlı Kuvvetleri 20 Temmuz 1974 tarihinde, Garanti Antlaşmasına
dayanarak Mutlu Barış Harekatına başlamıştır.
20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen
birinci Mutlu Barış Harekatı ile Kıbrıs Türkü,
topyekün imha olmaktan kurtularak özgürlüğüne kavuşmuştur.
Güvenlik Konseyi, Kıbrıs Harekatının
daha ilk günü, 20 Temmuz tarihinde aldığı 353 sayılı
kararla, tarafları Ateşkese ve Adadaki bütün yabancı kuvvetleri
Adadan çekilmeye ve bütün ülkeleri Kıbrısın egemenlik,
bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygıya
davet etmiştir. Gerek abdnin Türkiye ve Yunanistan nezdindeki girişimleri neticesi ve gerekse Kıbrıstaki çıkarmanın askeri durumu dolayısıyla Türkiye, Güvenlik Konseyinin 353 sayılı kararını kabul ederek 22 Temmuz 1974 saat 17.00den itibaren Ateşkes ilan etmiştir.
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri
Bakanları 25 Temmuz tarihinde Cenevrede toplandılar ve
altı günlük bir çalışmadan sonra 30 Temmuzda Cenevre
Deklarasyonu denen belgeyi imzaladılar. Bu deklarasyona göre;
Kıbrıs Rumları ile Türk Birlikleri arasında BM kontrolünde
bir güvenlik bölgesi oluşturulacak, Rum Birlikleri işgal
ettikleri Türk köylerinden çekilecek, karma köylerin güvenliğinin
sağlanmasi ise bmbgnce sağlanacaktı. İkinci Cenevre Konferansı 8 Ağustosda Kıbrıs Türk toplumu lideri Rauf R.Denktaş ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Glafkos kleridesin de katılımı ile başladı. Kıbrısta anayasa düzenini kurma amacı ile yapılan bu ikinci toplantıda, Türk tarafı, coğrafi esasa dayalı bir federatif sistem teklif etmiştir. Ancak, bu federatif sistem kantonlara dayalı bir federatif sistem de olabilecekti. Fakat Kıbrıs Rum ve Yunan tarafının, anayasa düzeni konusunda kesin bir tavır almaktan kaçınıp, işi oyalama yoluna götürmesi ve ayrıca Kıbrısta da Türklere karşı saldırılara devam edip, 30 Temmuz deklarasyonuna uymamaları üzerine ikinci Cenevre Konferansı 14 Ağustos sabahının ilk saatlerinde Türk heyeti tarafından kesilmiştir.
14 Ağustos sabahında Türk
Silahlı Kuvvetleri ikinci Mutlu Barış Harekatına
başlamıştır. İkinci Kıbrıs Mutlu
Barış Harekatı, 16 Ağustos 1974 akşamı
saat 19.00dan itibaren Türkiyenin, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin aynı gün ve 360 sayılı kararına
uyarak Ateşkesi kabul etmesi ile sona ermiştir. İki
gün içinde Türk Silahlı Kuvvetleri Gazi
Mağusa Lefkoşa Lefke çizgisine ulaşarak
Adanın %35ini ele geçirmişlerdi.
İkinci Kıbrıs Mutlu Barış
Harekatı, birincisinin aksine, dünya kamuoyunda Türkiyenin aleyhine
bir havanın doğmasına sebep olmuştur. Birinci
Harekat bir hukuki müdahale olarak kabul edilse de, ikinci Harekat
bir toprak işgali olarak anlaşılmıştır.
Kimse, Türk Toplumunun 11 yıldır çekmekte olduğu ızdırapları,
Rumların işledikleri cinayetleri ve Rum saldırılarını
düşünmek istememiştir. Güvenlik Konseyinin 16 Ağustos 1974 tarihli ve 360 sayılı kararıyla o tarihte Ateşkes sağlanmış, ancak ateşkes hattının kesin çizgileri bir anlaşmayla tespit edilmemiştir. Türk ve Rum ateşkes hatlarının arasındaki alan, ara bölge olarak kabul edilmiş ve 16 Ağustos 1974 tarihinden itibaren bmbg kontrolüne bırakılmıştır.
Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilerek, Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin oluşturulması yönünde hazır olunduğu vurgulanmıştır. Ancak iki eşit federe devlet temelinde bir federasyon yerine, kendi egemenliklerinde üniter bir devlet isteyen Rumlar bunu reddetmiştir.
1974 yılında gerçekleştirilen Barış Harekatı sonrasında, Adada toprak, nüfus ve güvenlik açısından yeni koşullar oluşmuştur. Bu gelişmeyi müteakip 1975 yılında Cenevrede Türk ve Rum temsilciler arasında nüfus değişimi anlaşması yapılarak, Eylül 1975 ayı içerisinde 65.000 Türkün Kuzeye geçmesi sağlanmıştır. Böylece nüfus bakımından da homojen iki kesim meydana gelmiştir.
1977 yılında başlayan
ve makariosun ölümü
ile duraksayan toplumlararası görüşme süreci Kiprianunun
Cumhurbaşkanı olmasıyla devam eder. Mayıs 1983e
kadar devam eden bu süreç sonunda bazı konularda fikir birliğine
varılmış; ancak bu tarihte Rum yönetiminin konuyu tek yanlı
olarak bm Genel Kuruluna götürmesi ve kuruldan
Türk tarafı aleyhine haksız bir karar çıkarması
ile görüşmeler kesilmiştir. 1977 yılında bm genel
sekreterinin gözetiminde yapılan Makarios-Denktaş
görüşmeleri sonucunda aşağıdaki konuları
kapsayan bir ilke antlaşması imzalanmıştır.
Bu anlaşmaya göre ; - Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, bağlantısız
ve iki toplumlu olmalıdır. - Her toplumun yönetimi altındaki topraklar,
ekonomik ve toprak verimliliği ile toprak mülkiyeti esasları ışığında
görüşülmelidir. - Dolaşım ve yerleşim özgürlüğü,
mülkiyet hakkı gibi prensip meseleleri müzakereye açıktır.
Bunların görüşülmesinde iki toplumlu federal sistem ve Türk
toplumu yönünden doğabilecek güçlükler de dikkate alınacaktır.
- Federal hükümetin görev ve yetkileri devletin birliği ve devletin iki toplumlu mahiyetini koruyacak şekilde olacaktır.
1979 yılında Cumhurbaşkanı
Rauf R.denktaş
ve makariosun yerini
alan Kiprianu arasında gerçekleşen görüşmelerde ise
1977 yılında yapılan ilke antlaşmasına ve
bm kararlarına sadık kalınarak,
Cumhuriyetin tüm vatandaşlarının insan haklarına
ve temel özgürlüklerine saygı gösterilmesi, görüşmelerin
tüm toprak ve anayasa konularını kapsaması, Maraş
ile ilgili bir antlaşmaya varıldığı takdirde Maraşın
açılması, görüşmeleri olumsuz şekilde etkileyecek
davranışlardan kaçınılması, Kıbrıs
Cumhuriyetinin askerden arındırılması ve Cumhuriyetin
bağımsızlığı, egemenliği, toprak
bütünlüğü ile başka bir ülke ile kısmen veya bir bütün
olarak birleştirilmemesi hususunda gerekli garantilerin alınması
konularında fikir birliğine varılmıştır.
1977 ve 1979 doruk anlaşmalarıyla iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözümün ana hatları belirlenmiş, ancak 1977 Ağustos ayında makariosun ölümünden sonra gelen Rum liderleri bu anlaşmaların öngördüğü, iki kesimlilik, iki toplumluluk ve eşitlik ilkesinden kurtulmaya çalıştıkları için görüşmeler çıkmaza girmiştir.
1982 yılının başlarından
itibaren Türk ve Rum Toplumları
Adada kalıcı ve adil bir barışın sağlanması
için anlaşma çalışmalarına başlamışlar
ancak, Rumların uzlaşmaz tutumu karşısında
herhangi bir netice alınamamıştır. Rumlar, başta
abd olmak üzere batılı ülkelerde Kıbrıs
Türk Toplumu ve Türkiye aleyhinde kamuoyu oluşturma gayretlerini
arttırmışlardır. Rumların Kıbrıs Cumhuriyetinin
yıkılması için, 20 yıldır yaptıkları
terör, katliam ve Kıbrıs Türklerini federal bir sistem içinde
eşit bir taraf olarak kabul etmemesine bir cevap olarak, 15 Kasım
1983te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurulduğu
bütün dünyaya ilan edilmiştir. bmgs Perez de cuellar, 7-8 Ağustos 1984 tarihlerinde iki tarafın temsilcileriyle Viyanada 10 Eylül 26 Kasım 1984 tarihleri arasında da iki taraf lideriyle New Yorkta görüşmeler yapmış, görüşmelerin sonunda yeni bir zirveye imkan veren bir anlaşma taslağı (27 Kasım Belgesi) hazırlanarak taraflara sunulmuştur.
Taraflar daha önceden mutabakata varılan
anlaşma taslağını imzalamak maksadıyla; 17
Ocak 1985 tarihinde New Yorkta tekrar bir araya gelmiştir. gkry Başkanı Kipriyanu, daha
önce mutabık kalınan konuları yeniden müzakere etmek
isteyince bir kez daha sonuç
alınamamış, dolayısıyla anlaşma umudu
bir kez daha Rumlar tarafından yok edilmiştir. BM Genel Sekreteri Perez De guellarin, 29 Mart 1986 günü Kıbrıs Türk ve Rum tarafına sunduğu yeni anlaşma taslağı sayın Denktaş tarafından kabul edilmesine rağmen, Rumlar yine oyalama taktiğine başvurarak imzalamayı reddetmişlerdir.
GKRY bölgesinde Kipriyanu Şubat 1988deki seçimleri
kaybederek, yerine Vasiliu
seçilmiştir. Bu gelişmeler
üzerine 25 Ağustos 1988de iki lider Cenevrede bir araya
gelmişler, karşılıklı görüşmeler 2 Mart
1990 tarihine kadar sürmüş ve bir sonuç alınamamıştır.
Bundan sonra Kıbrıs meselesinde en önemli gelişme,
Kıbrıs Rum Yönetiminin 03 Temmuz 1990 tarihinde, tek yanlı
olarak tüm Kıbrıs adına tam üyelik için ABne başvuruda
bulunması olmuştur. Gerek kktc ve gerekse Türkiye hukuken bu başvurunun yapılamayacağını
bildirdilerse de, Avrupa Birliği, bu itirazları dinlemeden
Rum başvurusunu incelemeye almıştır.
BMGS Butros GALİNİN göreve
başladığı, 1992 yılbaşından itibaren
soruna çözüm bulmayı amaçlayan toplumlararası görüşmeler
önemli ölçüde hız kazanmıştır. bmgsnin gözetiminde, 18-23 Haziran 1992 tarihleri arasında
New Yorkta birinci tur görüşmeler yapılmıştır.
Bu görüşmeler esnasında, kktc Cumhurbaşkanı denktaşa toprak konusuna ilişkin
bir harita (%28.2) gösterilmiş ve görüşleri istenilmiştir.
Güzelyurt ve 37 Türk köyünün Rumlara verilmesi, Karpazda bir Rum
kantonunun oluşturulması ve onbinlerce Rumun Kuzeye dönmesi
öngörülmüştür. denktaş
bu haritayı 40.000 Türkü yeniden göçmen durumuna sokacağı
gerekçesiyle reddetmiştir.
kktc cumhurbaşkanı
denktaş bu haritayı
reddederek ancak bir paket anlaşma çerçevesinde toprakta %29
(+) oranına inebileceğini ve güzelyurt
bölgesinin Rum tarafında bırakılmayacağını
açıkladı. 15 temmuzda
başlayan 2 nci turda ise bm
genel sekreteri başka bir çözüm planı sundu. Bu plana
göre, kıbrıs
Rum ve Türk Toplumlarının ortak vatanıdır ve iki
toplum arasındaki ilişkiler azınlık-çoğunluk ilişkileri
değil, Federal kıbrıs
Hükümetinin iki toplumu arasındaki ilişkilerdir. gali fikirler demeti kıbrısın tek
uluslararası
kimliğe sahip bağımsızlığı ve toprak
bütünlüğü korunan, siyasi eşitliğe sahip, iki toplumlu,
iki kesimli federasyona dayalı bir devlet olmasını
ve bu devletin kısmen veya tamamen bir başka ülke ile birleşmesini
veya ayrılma ve bölünmesini yasaklamasını, güvence
altına alınmasını öngörmekeydi. Aynı şekilde
toplumlardan birinin çıkarlarına ters düşen önlemler
alınmasına fırsat vermeyecek şekilde güç dağılımı
yapılması ve iki federe devletin eşit ve benzer güçlere
ve işlevlere sahip olması öngörülmekteydi.
Gali Fikirler Dizisi olarak bilinen
bu önerilerin 91 maddesi için Türk tarafi Kabul Edilebilir, kalan
9 maddesi için de Müzakere Edilebilir görüşü bildirmiş,
ancak gkry tarafı bu önerileri tümüyle
reddetmiştir.
gkry, bir taraftan abne girmeye çalışırken, diğer taraftan
16 kasım 1993te
atinada yunanistan ile ortak savunma doktrini imzalamıştır.
bu doktrine göre gkry,
yunanistanin savunma planları
kapsamına alınmış gkrynin
savunma imkan ve kabiliyetleri arttırılmıştır.
doktrinin diğer taraftan önemi
de kıbrıs
ile ilgili bütün kararların gkry
ve yunanistan ile ortak alınacak olmasıdır.
bahse konu doktrin
kıbrıs türkleri tarafından büyük bir endişe
ile karşılanmış ve benzer bir anlaşmanın
da türkiye ile kktc
arasında yapılması çağrısı yapılmıştır.
bm
genel sekreteri adadaki
iki toplum arasında güven bunalımı olduğunu ifade
etmiş ve bu mevcut güven bunalımını ortadan kaldırmak
için 1994 yılında güven arttırıcı önlemler
(gaö) paketini ortaya
koyarak iki toplum insanlarının yakın ve beraber çalışabilecekleri,
iki toplumun müşterek yerlerde faaliyet gösterebilecekleri ve
böylece iki taraf insanlarının birbirlerine güven duyabilecekleri
ortamı sergileyebilecekleri uygulamalar esas alınmıştır.
buna göre; -
gazi mağusadaki kapalı
maraş Bölgesinin
bm kontrolünde iskana açılması,
buradaki tesislerin işletilmesi, her iki toplum insanlarının
yan yana ve hatta iç içe çalışmalarının sağlanması,
-
lefkoşa uluslararası havaalanının
bm kontrolünde yeniden
hizmete açılması, -
müşterek projeler geliştirilerek,
beraber işletilmesi öngörülmüştür. yapılan müzakereler sonucu, gaö paketi türk
tarafınca kabul edilmiş, fakat mevcut statüyü kalıcı
hale getirmiş olacağı ve türk
tarafına uygulanan ekonomik ambargoyu zayıflatacağı
gerekçesi ile, rum tarafinca
reddedilmiştir.
rum yönetimi
enosİs hayalini gerçekleştirmek için önce yunanistan ile bir ortak savunma doktrini
imzalayarak kendisini askeri açıdan kuvvetlendirmeye çalışmış ve daha sonra
kktc ile sürdürülen
görüşmelerden bir sonuç alamayacağını düşünerek,
1990 yılında müracaat ettiği ab
üyeliği için gayretlerini arttırmıştır. böylece gkry, kktc ile sürdürülen görüşmelerden sonuç alınamasa
dahi, ab sayesinde enosİs
hayalini gerçekleştirebileceğini hesaplıyordu. bu arada ab ise,
rum tarafının enosİs
hayalini görmezden gelerek ve 1960 cumhuriyetini
tamamen göz ardı ederek haksız bir biçimde sadece gkryni muhatap alarak kıbrısın üyelik sürecini 06 mart 1995
tarihinden itibaren başlatması kararıyla, toplumlararası görüşmeler tamamen kesilmiştir.
03 ocak 1997
tarihinde, rum yönetiminin,
rusyadan s-300 füzelerinin alınmasını öngören antlaşmayı, İngilterenin
karşı çıkmasına rağmen imzalaması üzerine,
20 Ocak 1997 tarihinde tc cumhurbaşkanı
demİrel ile kktc cumhurbaşkanı denktaş arasında bir ortak deklarasyon imzalanmıştır.
Deklarasyonda özetle; - türkiyenin
adadaki garantisinin
devam edeceği, - kktcne
yapılan bir saldırının, türkiyeye
karşı yapılan bir saldırı olarak kabul edileceği,
- yunanistanin
Kıbrısta deniz ve hava üssü kurma faaliyetlerine devam
etmesi durumunda, kktcnde
de aynı nitelikli deniz ve hava üslerinin kurulacağı,
- Adada çok uluslu bir gücün konuşlandırılmasına
izin verilmeyeceği, - abnin
Rum Yönetimine üyelik yolunda yaktığı yeşil ışığın
kabul edilemez olduğu, - Rumların ab
konusunda atacağı her adımın, kktc ile tc arasındakı
bütünleşme sürecini hızlandıracağı vurgulanmıştır.
DENKTAŞ-KLERİDES
doğrudan görüşmeleri, new
yorkta troutbeckte bm
gözetiminde başlar.
BMGS, KOFİ ANNAN açılış
konuşmasında her iki tarafı, Kıbrısta bir
anlaşma için ilerlemeler sağlama çabaları arayışı
içerisinde olmaya davet eder. Görüşmeler süresince bm
özel danışmanı diago
kordovez (arabulucu)
tarafından gizli bir belge her iki lidere sunulur. (rum basını tarafından,
medyaya sızdırılır.)
her iki lider prosedüre ve içeriğe
itirazda bulunur. klerides
egemenlik ve siyasi eşitlik konularında değişiklik
önerisinde bulunur ve insan hakları ile ilgili birçok konunun
yer almasını ister. denktaş
siyasi eşitlik ve Kıbrıs Türk halkının egemenliği
ve ab üyeliğinin
ancak bir çözümden sonra ve her iki toplumun ayrı ayrı yapacağı
referandumdan sonra mümkün olabilmesi (galinin önerilerindeki gibi) önerilerinde
bulunur.
12 temmuz
tarihinde bm genel sekreterinin kıbrıs
özel temsilcisi cordovez
belgenin bir özet şeklini sunar. görüşmeler
her iki liderin bu belge üzerinde çalışmak için zamana ihtiyaç duymaları gerekçesiyle ertelenir. görüşmelerin ikinci turunun 11
18 ağustos tarihleri
arasında isviçrede
yapılmasına karar verilir.
denktaş
ve klerides ağustos
1997de glionda bm genel sekreterinin kıbrıs
özel temsilcisi diego
cordovezin hazır bulunduğu
toplantıda bir araya gelmişlerdir. Toplantıda sn.denktaş;
abnin gkrynin
tek taraflı başvurusunu iptal etmesini, bu başvurusunun
yasal olmadığını belirtmiş, klerides Eğer
ab müzakereleri devam
etmezse görüşmelere devam etmeyeceğini açıklamıştır.
sn. denktaş
aynı zamanda s-300
füze sistemlerinin de adaya
gelmesinin uygun olmadığını belirtmiştir.
glionda herhangi bir müzakere yapılamadan
girişimler olumsuz sona ermiştir.
rumlarla
tek yanlı üyelik müzakerelerinin başlatılacağının
açıklandığı aralık 1997 ab lüksemburg zirvesi kararları,
zaten eşitsizlik temeli üzerine oturtulan toplumlararası görüşme
sürecinin de sonu olmuştur. rumlar
ve abnin Kıbrısta
federal bir çözüm için o güne kadar oluşturulan tüm parametreleri
gözardı etmeleri neticesinde Kıbrıs türk tarafı, bundan böyle ancak iki devlet temelinden
hareketle müzakereye katılabileceğini açıklamıştır.
Kıbrıs Türk tarafı, ABnin tek yanlı
tutumuyla tıkanan sürecin
yolunu açmanın adadaki iki halkın eşitliğini resmileştirmekten
geçtiği düşüncesiyle Konfederasyon önerisini ortaya koymuş
ve böylece Adada iki eşit halk ve iki eşit devlet olduğunu
vurgulamıştır. 1983 yılında Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetinin kurulmasıyla temelleri atılan bu girişim
sayesinde Kıbrıs Türk Halkı, bir anlaşma olması
durumunda, kendi devletine sahip çıkma kararlılığında
olduğunu Dünyaya duyurmuş ve bir anlaşma olsa da olmasa
da ulaşabileceği en yüksek mertebe olan kktc'nin yaşatılacağını bir kez daha
vurgulamıştır.
bmgs kofi annanın
25 eylül 1998 tarihinde
yapmış olduğu, mekik
diplomasisi önerisine cumhurbaşkanı
rauf r.denktaş, gkry lideri glafkos klerides
ile birlikte destek vermiştir. 21 ekim 1998 tarihinde ann hercus
tarafından yürütülen Mekik Diplomasisi çerçevesinde gerilimin
azaltılması, temel ve merkezi konular ile diğer ekonomik
ve sosyal konular üzerinde görüşmelere başlanması görüşleri
ortaya konmuştur. haziran
1999da yapılan g-8ler
zirvesinde, bm Güvenlik Konseyinin 1250 sayılı kararı
esaslarına göre kıbrısta
bm genel sekreteri, taraflar arasında dolaylı
görüşmeler yapılması çağrısında bulunmuştur.
bu görüşmelerin; - ön koşulsuz, - bütün konuları kapsayacak şekilde,
- her konuda anlaşma sağlanıncaya
kadar müzakerelere iyi niyet kapsamında devam edilmesi, - bmnin bütün karar ve anlaşmalarını
kapsayacak şekilde olması belirtilmiştir.
3-14 Aralık 1999 tarihlerinde dolaylı
görüşmelerin ilk turu, New Yorkta başlamıştır.
İkinci tur Cenevrede 31 Ocak 8 Şubat 2000 tarihlerinde,
üçüncü tur görüşmeler
Cenevrede 24 Temmuz 4 Ağustos 2000 tarihlerinde, dördüncü
tur 22 29 Eylül 2000 tarihlerinde New Yorkta yapılmıştır.
Eylül 2000de yapılan dördüncü tur görüşmelerinde BM Genel
Sekreterinin yaptığı açıklamalar dikkat çekicidir.
Genel Sekreter yaptığı açıklamasında; Kıbrısta geniş kapsamlı
bir çözüme ulaşmak için yapılan müzakereler, zemin hazırlamak
üzere Aralık 1999dan beri Kıbrıs Rum ve Türk tarafının
aracılı görüşmelere iştirakı ile devam etmektedir.
Görüşmelerde ilerleme zamanının geldiğine inanıyorum.
Görüşmeler sırasında
tarafların kendilerini temsil ettiği, birbirleri ile politik
olarak eşit oldukları ve kapsamlı bir çözümün birleşik
bir Adada refah, güvenlik ve barış içinde bir yaşam
için gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Bu inançla, sorunları çözmek,
müzakereleri ön koşulsuz olarak ve iyi niyetle hızlandırmak
maksadıyla; kapsamlı çözümde tarafların eşit statüsünün
tanınmasının bir gereklilik olduğu sonucuna vardım.
demiştir. Bu açıklamalar Ekim 2000 ayında
GKRY meclisi tarafından oy birliği ile reddedilmiş
ve Kabul Edilemez olarak nitelendirilmiştir. Bilahare 1-10 Kasım 2000de Cenevrede
beşinci tur aracılı görüşmeler yapılmıştır.
Kıbrıs Türk tarafı aracılı görüşmeler
süresince iki eşit ve egemen devlete dayalı konfederasyon
çerçevesindeki kapsamlı çözüm önerilerini tüm detaylarıyla
yazılı olarak BM yetkililerine sunmuştur. Kıbrıs Rum tarafı, BM Genel
Sekreteri kofi AnnaNin 12 Eylül konuşmasında
vurguladığı Eşitlik kavramını değiştirmek
için yoğun çaba harcayarak, dolaylı görüşmelerin
beşinci turuna gölge düşürmüştür. görüşmeler sürerken Türkiyenin AB katılım
ortaklığı belgesinde, Kıbrıs sorununun, çözümlenmesi
gereken öncelikli konular arasına alınması, siyasi
gündemde dalgalanmalar yaratmıştır. Cumhurbaşkanı
Rauf R.denktaş, abnin;
Kıbrıs sorununu kısa vadeli kriterler arasına
almasını, abnin
Türkiyeye karşı bir oyunu olarak nitelendirerek, Kıbrıs
ile ilgili ifadelerin Türkiye için bir nevi ön şart olduğunu
belirtmiştir. 5 nci tur dolaylı görüşmelerinin
en önemli gelişmesi, 8 Kasım tarihinde bm Genel Sekreteri Kofi annanın,
kktc cumhurbaşkanı
rauf r.denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Glafkos klerides ile yaptığı
görüşmede ortaya koymuş olduğu Sözlü görüşler
olmuştur. Bu görüşlerin ortaya koymuş olduğu
çerçeve, kabul edemeyeceğimiz şu unsurları içermektedir
: - Bölünmez tek egemenlik ve tek vatandaşlık,
- Masaya yeni
öneri getirilemeyeceği, - Mal-mülk iadesi ilkesinin fikirlere dahil
edilmesi, - Olası bir anlaşmada ab normlarının geçerli olacağı, - Uluslararası polis gücü,
5 nci tur dolaylı görüşmelerinin ardından
kktcnde yapılan ilk hükümet açıklamasında;
bmgs kofi annanın
4 ncü tur dolaylı görüşmelerinde yaptığı
açıklamalardan gerilediği ve Genel Sekreterin belgesinde
kelime oyunları ve boşluklar bulunduğu belirtilmiştir.
kktc bakanlar kurulunda
gelişmeler değerlendirilerek cumhurbaşkanı
rauf r. denktaş başkanlığındaki kktc heyeti ankaraya gitmiş, ankarada
tc cumhurbaşkanı
ahmet necdet sezer, başbakan
bülent ecevit ve tcnin
diğer yetkilileriyle kktc
cumhurbaşkanı rauf
r.denktaş başkanlığındaki kktc heyeti arasında yapılan
zirve toplantısından sonra, Şartların düzelmediği
takdirde Kıbrıs Türk tarafının görüşmelere
devam etmesinde yarar olmadığı açıklaması
yapılmıştır. Gelişmeler üzerine, kktc Cumhuriyet Meclisi de 16 Aralık
2000 tarihinde yaptığı olağanüstü toplantıda;
dolaylı görüşmeler sürecinin gelmiş olduğu
aşama itibarıyla anlamını yitirdiğini, bu sürece devamda yarar görülmediğini, iki eşit taraf arasındaki
uzlaşma çabalarının ancak gerçekçi bir zeminde sürdürülebileceğini
belirten kararı alarak onaylamıştır.
Toplumlararası görüşmelerin kesilmesinden sonra dış
baskılar Türkiye ve kktc
üzerinde yoğunlaşmaya, Sn. denktaş
görüşmeleri terk etmekle
ve uzlaşmazlıkla suçlanmaya başlamıştır.
Bu arada gkry ile ab arasında yapılan üyelik müzakerelerinde ilerleme
olduğu, ab yetkilileri
tarafından gkrynin
abne tam üyeliğinin onaylanması
ve sürecin devam ettirilmesi için nihai çözümün beklenmeyeceği
açıklamaları yapılmıştır. BM
Genel Sekreteri Ağustos 2001 ayı içinde Avusturyada Sn. denktaş ile bir görüşme yaparak
aracılı görüşmelere tekrar başlanmasını istemiş,
Sn. denktaş Kasım
2000den beri politik olarak bir gelişme olmadığı,
öncelikle ortak zemin yaratılması gerektiğini belirtmiştir.
Bunun üzerine bm genel
sekreterinin Kıbrıs
özel temsilcisi Alvaro De Soto
Adaya gelerek sn. denktaş
ve klerides ile görüşmeler
yapmış ve tarafları 12 Eylül 2001 tarihinde New Yorkta
görüşmelere davet etmiştir. Sn. denktaş
Politik bakımdan Kasım 2000den beri bir değişiklik
olmadığını, görüşmelerden sonuç almanın
mümkün olamayacağını belirterek daveti reddetmiştir.
klerides daveti kabul
etmiş, ancak abdde
meydana gelen 11 Eylül 2001 saldırılarından dolayı
görüşmeler yapılamamıştır.
Sn.denktaş ile ağustos 2001de görüşen abnin genişlemeden sorumlu komisyon
üyesi Günter verheugen
gkrynin abne kabülü için kıbrısta kesin çözümün beklenmeyeceğini,
yunanistanın 2004 yılında
yapılacak olan genişlemeyi veto etmesine imkan verilmeyeceğini
açıklamıştır. ekim 2001 ayı içinde gkryni ziyaret eden ab dönem başkanı prodi, kktcne geçmeyi reddetmiştir. sn. denktaş genel politik durumun türk tarafının lehine çevrilmesi
için, bu konuda bazı girişimler yapılması gerektiğini
belirtmiş ve gkry
lideri glafkos kleridese mektup yazarak yüz yüze görüşme
teklifinde bulunmuştur.
04 Aralık
2001 tarihinde ara bölgede bmgs
Kıbrıs özel temsilci yardımcısı wlosoviczin evinde ilk görüşme
yapıldı. Görüşmenin ardından özel temsilci de soto
aşağıdaki açıklamayı yaptı. Kıbrıs
rum lideri ekselansları
glafkos klerides ile Kıbrıs türk lideri ekselansları rauf denktaş
bugün, 4 aralıkta,
Kıbrıstaki bm
misyon şefinin ikametgahında, bm
genel sekreterinin
Kıbrıs özel temsilcisi alvaro
de sotonun
katılımında yapılan toplantıda aşağıdaki
konularda görüş birliğine varmışlardır
:
- bm genel sekreteri, iyi niyet
misyonu çerçevesinde iki lideri doğrudan görüşmelere davet
edecek.
- bu görüşmeler bm gözetiminde Kıbrısta yapılacak
ve ocak 2002 ortalarında
başlayacak
- Hiçbir önşart olmayacak.
- Bütün konular masada
olacak.
- kapsamlı (Bütünsel) bir anlaşmaya
ulaşılana kadar iki lider iyi niyetle müzakerelere devam edecek.
|